fikret's profileSelam ve dua ile ALLAH'a...PhotosBlogLists Tools Help

Selam ve dua ile ALLAH'a emanet ol

Hz. Peygamberimiz (sav): "İnsanlar Uykudadir, Ölümle Uyanirlar"
July, 2009

cennet

Audici

Cennet,nefsin savası kazanan yigiterindir...


Image Hosted by ImageShack.us

EY NEFIS! KIYAMET’i OKU!

Bütün bunları yapan ölüleri yeniden diriltemez mi?
(Kıyamet: 1-2...36...40)""
EY HER ÂNININ ölümüyle lezzetindeki elemi tattığı halde hâlâ den’i olana hırsla sarılan nefsim!
Sanki dünya olmuşsun da ömrünün kıyamete kadar süreceğini vehmedip habire erteleyip duruyorsun.
Heyhat! Nice kıyametler kopmuş başına da farkında değil misin? Yakın olan her geleceğin aslında gelmiş olduğunu bilmiyor musun?

Ey nefis!
Geleceğin geçmiş olsa da yaptıkların mazi olmaz. Hep hafa toprağınde durmaz. Bilmez misim ki kara toprak altında tesettür eden tohum misali, kusurların ahiret baharında dev ağaç büyüklüğünde yüzüne vurulur. Yoksa maziye gömüldü de kayboldu mu sanırsın?

Ne olacak küçük deyip de geçme. Kim bilecek deyip de aldanma. Toprağın altında kimsenin bilmediği nice zerre misal tohumcukların kalplerinde saklı olanlar dağ büyüklüğünde aşikâr edilir.

Şaşarım sana !
Ölüm yokmuşçasına geçmişini helak ettiğin gibi geleceğini de facir yapıp FECİR mi beklersin.

Ey aldanmış gafil!
Bütün yalancı ışıkların tutulduğu an, gölgeyi yok eden güneşin aydınlığında nereye kaçacaksın?
Rabbin mülkünün gayrını mı gördün de gaflete daldın.
Elindeki fenerin ışığı dünyana karabasanlar doldurmakta....
Daha ne kadar gözüne uyku bürümeyen RAKİBinden kaçacaksın.
Ama!... Deyişlerin yok mu?... “Daha zamanı var” deyişlerin....
Ele veriyor kendini sana.
Amalar şahittir AMAlarına.
Deve kuşu misali görmüyorumlara sığınıp kendini maskara yapma.
GEL DİNLE BENİ DE VAHYE KULAK VER.
Çıkmamış candan ümüdi kesme. Meleğin, kalbine Kur’an’ı okuyor dinle.
Hımm anladım deyip de acele etme.
Sabret!
“Bu, şu manaya gelir, bundan şunu çıkardım” deme.
Vahyin ışığında mücessem Kur’an olan kâinatı gözle.
Hele bir dinle! Hadisat üzerine yorum getirme hemen.
Bırak hadisat okutsun kendi yorumunu sana. Sen kalbine bildirileni söyle.
Rabbin bildirmekte acizmişçesine: “Ben buldum, anladım.” deme.
Fakat sen.. “Bana keşfedildi.” demeyi “keşfettim” demeye hiç yeğlemezsin.

Aah! Dünyanın fani yüzünün müstehzi ışıklarına aldanıp onunla kendi ahiret güneşini söndüren nefis!
Bilmez misin ki canının arzusunu Canan’ın rızası yaptığında huzur bulursun.
Güneşe bakan bensiz reşhanın ışıl ışıl parladığını nasıl da unutursun!
Bensiz ol ki din gününde senin de yüzün ışıldasın.
O gün ya gülen yüzler görürsün ya da asık çehreler.

Hatırla! Ölümün soluğunu ensende hissettiğin, hiç ardına bakmadan dakikalarca koştuğun zamanları. Nasıl da yüreğin küt küt atıyordu! Unuttun mu içinde yaşadığın kâinat genişliğinde kimsesizliğin, yapayalnızlığın ızdırabını. Nasıl da geceleri cesetler fırlatılıyordu üstüne. Uykudan karabasanlarla uyanıp yetimliğin ızdırabıyla hüngür hüngür ağladığın günleri anımsa.
Sen canı boğazına gelenleri de gördün. Onun etrafındakiler nasıl da çaresizlik içinde ah vah ediyorlardı.
Döşekteki gidişini anlayınca nasıl da bacakları birbirine dolaşmıştı.
Hani şu Allah’ı inkâr edeni hatırla! Nasıl da ölüm döşeğinde günlece ızdırapla bağırıp “Allah var, Allah var!” diye bütün köye işittirircesine haykırıyordu. Sahi neydi ona bunu söylettiren. O an nereye gideceğini görmüştü elbet. Keşke iman edip namaz kılmış olsaydı.
Hakk’a yüz çevirip yalanlayanların halini asıl o gün göreceksin. Mü’minlerle alay edip de arkadan gülüşenlerin halleri nicedir o gün.
İnsan nasıl da kendi kendine tuzak kuruyor!
Ettiklerinden dolayı kendine hep açık olan rahmete gözlerini yumuyor. Günahları pişmanlığına bir vesile iken
Rabbin rahmetine perde yapıyor onları.
Sonrada yüzleşmekten kaçarak temenni vari “Ölüp de dirilen kim var ki biz de dirilelim?” diyor. Ya da “Herkes aynı yolun yolcusu, bu kadar insan ne yaptıysa ben de onu yaptım.” deyip yaptıklarının hesaba çekilmeyeceğini sanır.

Ey nefis !
Sen de canım çekti, deyip durdun. Herkes gibi kalabalığa uydun. Korkmaz mısın canların çekildiği günden.
Unutma!
Kalbini dünyaya bağlayan bağlar sökülüp çıkarılırken yaşayacağın o ızdırap anında kimse yanında olmayacak. Acını kimse paylaşmayacak.
Heyhat ! Şaşarım sana!
İnsanı kâinat kıymetinde yaratan neyi gayesiz yapmış ki.
Gayesiz hareket eden bir zerre bulabilir misin bu âlemde.
Bir sinek bile başıboş bırakılmazken, nasıl sen boş kalabilirsin! Zerre kadar çekirdeği boşa çıkarmayan, nasıl senin yaptıklarını boşa çıkarır ya da görmezlikten gelir.

Sahi sen bir zamanlar görünmeyecek kadar küçük bir zerre diğil miydin? Sonra suyuna kan verilip, can verilmedi mi? Görünmez olan, aşikâr kılınmadı mı sana? O tek zerre içersinden erkek ve dişi her şey tefrik edilmedi mi? Kâinata bedel bir insan çıkmadı mı o zerrenin içinden?

Madem öyle zerre hükmündeki anlarının kâinat genişliğinde aşikâr edilmesinden korkmuyor musun?
Gel Rabbine dön ve nida et benimle!

Ey tohumu açan ve içinden hayatı yeşillendiren Rabbim.
Bizden tuba- i cennet olmayacak hiç bir tohum bırakma geriye.
Geceyi gündüze dönüştürdüğün gibi cehennem zakkumlarını netice verecek anlarımızı mağfiretinle cennet ağacını netice veren tohumlar eyle.
Huzurunda yüzümüzü kızartacak bir şey bırakma ki sana bakmaya yüzümüz olsun.

Mevlam cümle müslümanları "nefsinin" oyuncağı maskarası olmaktan muhafaza buyursun....Gayret kuvvet versin inşallahurahman.. Amin…
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''
Hz.MUHAMMED (S.A.V.) 

 

namaz ve abdest

Abdest & Namaz resimli anlatım!!!

:ABDEST :


Önce kollar dirseklerin yukarısına kadar sıvanır, sonra "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" diye niyet edilir. Ve "Eûzü billahi mineşşey-tanirracîm, Bismillahirrahmanirrahîm" okunur.


Eller bileklere kadar üç kere yıkanır. Parmak aralarının yıkanmasına dikkat edilir. Parmaklarda yüzük varsa oynatılıp altının yıkanması sağlanır.


Sağ avuç ile ağıza üç kere ayrı ayrı su alınıp her defasında iyice çalkalanır.


Sağ avuç ile buruna üç kere ayrı ayrı su çekilir.


Sol el ile burun temizlenir.


Alında saçların bittiği yerden itibaren kulakların yumuşağına ve çene altına kadar yüzün her tarafı üç kere yıkanır.


Sağ kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır. Yıkarken kolun her tarafı, kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.


Sol kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır. Yıkarken kolun her tarafı, kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.


Eller yeni bir su ile ıslatılır. Sağ elin içi ve parmaklar başın üzerine konularak bir kere meshedilir.


Eller ıslatılarak sağ elin şehadet parmağı ile sağ kulağın içi, baş parmağı ile de kulağın dışı; sol elin şehadet parmağı ile sol kulağın içi, baş parmağı ile de kulağın arkası meshedilir.


Elleri yeniden ıslatmaya gerek olmadan geriye kalan üçer parmağın dışı ile de boyun meshedilir.


Sağ ayak üç kere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.


Sol ayak üç kere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.

Abdest bitince ayakta ve kıbleye karşı "Kelime-i Şehadet" okunur.


:NAMAZ :

Örnek olarak sabah namazının iki rek'at farzının kılınışı resimlerle anlatılmış, erkek ve kadınların farklı hareketleri belirtilmiştir. İki rek'atli bir namazdaki hareketler ile diğer namazlardaki hareketler arasında fark olmadığından onların resimlerle anlatılmasına gerek duyulmamıştır.

[ Birinci Rek'at ]

1) Ayakların arası dört parmak açıklıkta ve parmak uçları kıbleye doğru gelecek şekilde ayakta kıbleye dönülür.
2) İkamet getirilir. (Erkekler için)

"Niyet ettim Allah rızası için bugünkü sabah namazının farzını kılmaya" diye niyet edilir.

[ İftitah tekbiri ]



"Allahü Ekber" diyerek iftitah tekbiri alınır.
Erkekler tekbir alırken; ellerin içi kıbleye karşı ve parmaklar normal açıklıkta bulunur. Başparmaklar, kulak yumuşağı hizasına gelecek şekilde eller yukarıya kaldırılır.
Kadınlar tekbir alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmaklar normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırır.

[ Kıyam ]

5) Tekbirden sonra eller bağlanır. Ayakta iken secde edilecek yere bakılır.
6) Ayakta sırasıyla:

a) Sübhaneke,
b) Eûzü-besmele,
c) Fatiha sûresi,
d) Kur'andan başka bir sûre daha okunur.



Erkekler, sağ elin avucu, sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.
Kadınlar, sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar.

[ Rükû ]

"Allahü Ekber" diyerek rükûa varılır ve burada üç defa "Sübhâne Rabbiye'l-azim" denilir. Rükû'da iken ayakların üzerine bakılır.



Erkekler, rükûda, parmakları açık olarak elleri ile dizlerini tutup sırtını dümdüz yaparlar. Dizlerini ve dirseklerini dik tutarlar.
Kadınlar, rükûda, sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini (parmaklarını açmayarak) dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.

[ Rükûdan kalkış ]

"Semiallâhü limen hamideh" diyerek rükûdan kalkılır ve ayakta "Rabbenâ leke'l-hamd" denilir.



Erkeklerin, rükûdan kalkıp doğrulması.
Kadınların, rükûdan kalkıp doğrulması.

[ Secde ]

"Allahü Ekber" diyerek secdeye varılır. Secdeye inerken önce dizler, sonra eller, daha sonra da alın ve burun yere konur. Secdede baş iki elin arasında ve hizasında bulunur. Secdede iken ayaklar kaldırılmaz. Secdede burun kenarlarına bakılır. Burada üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir.



Erkekler, secdede dirseklerini yanlarından uzak, kollarını yerden kalkık bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerinde dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.
Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik halde bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.

[ İki secde arası oturuş ]

"Allahü Ekber" diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur. Otururken, parmaklar dizlerin hizasına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır. Burada "Sübhânellah" diyecek kadar kısa bir an oturulur.

"Allahü Ekber" diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir.



Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.
Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.



"Allahü Ekber" diyerek secdeden ayağa (ikinci rek'ata) kalkılır ve eller bağlanır. Secdeden kalkarken: Önce baş, sonra eller, daha sonra eller dizler üzerine konularak, dizler yerden kaldırılır.
İftitah tekbirinden itibaren buraya kadar yapılanlara "bir rek'at" denir.

[ İkinci Rek'at ]

1) Ayakta sırasıyla;
a) Besmele,
b) Fatiha sûresi,
c) Kur'andan başka bir sûre daha okunur.

[ Rükû ]

2) Birinci rek'atte olduğu gibi "Allahü Ekber" diyerek rükûa varılır ve üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-azim" denilir.

[ Rükûdan kalkış ]

"Semiallâhü limen hamideh" diyerek ayağa kalkılır ve ayakta "Rabbenâ leke'l-hamd" denilir.

[ Secde ]

"Allahü Ekber" diyerek secdeye varılır. Burada üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir.

[ İki secde arası oturuş ]

"Allahü Ekber" diyerek secdeden kalkılıp dizler üzerine oturulur. Burada "Sübhânellah" diyecek kadar kısa bir an oturulur.Sonra "Allahü Ekber" diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir.

[ Ka'de-i ahire (Namazın sonunda oturuş) ]

7) "Allahü Ekber" diyerek secdeden kalkıp oturulur.

Otururken, el parmakları dizlerin hizasına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır.

8) Oturuşta sırasıyla;

a) Ettehiyyatü,
b) Allahümme salli,
c) Allahümme bârik,
d) Rabbenâ âtina... duaları okunur.

Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.
Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafa çıkarır ve öylece otururlar.

[ Sağ tarafa selâm verilişi ]



Önce başını sağa çevirerek "Esselâmü aleyküm ve rahmetûllâh" denir. Selâm verirken omuzlara bakılır.

[ Sol tarafa selâm verilişi ]



Sonra başını sola çevirerek, "Esselâmü aleyküm ve rahmetûllâh" denilir. Böylece iki rek'at namaz tamamlanmış olur.

[ DUA ]



Dua ederken, eller göğüs hizasına kaldırılır. Eller göğe doğru açılarak avuçların içi yüze doğru biraz meyilli tutulur ve iki elin arası açık bulundurulur.

 
June, 2009

FLASH ANİMASYONLU SESLİ ŞİİRLER


FLASH ANİMASYONLU SESLİ ŞİİRLER

Nazım HİKMET
 Birdenbire   
 Ellerim Üşürdü   
 Gidersen Yıkılır   
 Cebeci İstasyonu   
 Anlatamıyorum   
 Bir Liseli Silüeti   
 Yaşadıklarımdan   
 Davet    
 Üçüncü Şahsın Şiiri    
 Yeni Bir Denizi    
 Bağışla   
 Ne Olacak Halim   
 Gözlerin İstanbul Oluyor  
 Bekleyiş 
 Bir Gün Anlarsın 
 Her Şey Sende Gizli 
 Seviyorum Seni 
 Yine Sana Dair 
 Milyon Kere Ayten 
 Ertelenen Sevdalar 
 Güzelleme 
 Sevi Şiiri 
 Başka Biri Olacaksın 
 İstanbulu Dinliyorum 
 İstanbul 
 Sis 
 Gülüşümü Bıraktım 
 Neylersin 
 Sevda Sokağı  
 Şehir Görkemlidir  
 Deniz  
 Sen Gelsen Yeter  
 İstanbul Gözlüm  
 İstanbul Seni Kokuyor  
 Yalnızlar Rıhtımı 
 Başka Bir Yerde Olmak  
 Ankara 
Yıldızlar
 Yeni Bir Sayfada 
 Ey Sevgili 
 İçim Acıyor S. EROL 
Sen Bu Şiiri Okurken 
Sevemedi İstanbul İkimizi 

Unutmaktan Geliyorum  
O Gece Sen Gidiyordun  
Yağmur Kaçağı  
Başım Gözüm Üstüne 
Ihlamurlar Altında Dizisinden  
Kirli Yüzlü Melekler 
Serena  
Zigon  
Beşinci Mektup 
Dost Bildiklerim  
Köpek Yalnızlığım  
Eskidendi Çok Eskiden  
Dudak Payı  
İstanbul Şiiri 
Seviyorum Suskunluğunu 
Tek Hece Gel 
Farkında mısın 
Yine Sana Dair 
Sen Yoksunki Vefasız 
Nazımdan Rubailer 
 Nazım Hikmet Rubai   
 Adak    
 Sen Yoksunki Vefasız    
 Farkındamısın    
 Bir Şey var Aramızda    
 Terkeden    
 Ben Sana Mecburum   
 Ben Seni Sevdim mi  
 İstanbul Yolcuları 
 Nokta Noktam
 Seninle Ölmek İstiyorum 
 Beklenen   
 Rüzgar    
 Beni Unutma
 Sizden Saklı Eskidim  
 Kimsesizliğiniz Bnd Kaldı 
 Ayrilik Şiiri   
 İstanbul Şiiri 2   
Eskidendi Çok Eskiden  
Melankoli  
Leylim Ley  
Leylaklarını Anlatıyorum  
Rüzgar Saatleri  
Arkadaşım Badem Ağacı  
Uzak 

 Ey Hayat  
 Kara Sevda  
 Tahirle Zühre Meselesi 
 Bir Masaldı   
 Kalp Ağrısı   
 Gözlerin Düşer Aklıma    
 Eğer 
 Rüzgarını Özlüyorum    
 Sevgilerde   
 İstanbul C.KÜLEBİ   
 Gitme Kal   
Sen Sen Sen  
 Hoşcakal Dünya  
 Gurbet 
 Hatıralar  
 Bir Umut   
   
 Elde Var Hüzün    
 Desem ki    
 Yağmur Güzeli    
 Unut Beni Can  
 Saklambaç  
 Hatırana Düşeceğim 
 Çaresiz    
 Bir Başka İstanbul 
 Bekleyişimin Öyküsü   
 Bu Gece Uyuyamazsın Sen
 Necip Fazıldan    
 Demedimmi  
 Dağ Rüzgarı    
 Veda  
Sen Yoksun  
 Bu Gecede Böyle Geçecek  
 Sevgili   
 Seni Sana Terkediyorum   
 Beşinci Mevsim    
 Perişah 
 Aç Kapıyı  
 Ay Yaralı Bu Akşam 
 Suskun    
 Neydi O Bir Zamanlar     
 Adım Sonbahar   
 İtiraf Dilekçesi  
 Sol Yanım Çok Acıyor  
 Çigan Gözler  

 Bir Akşam Getir Bana   
 Bilmelisinki    
 Gidişin   
 Yalnızlık    
 Arayış   
 Ihlamurlar Çiçek Açtığı   
 Çığlık 
Hala Koynumda Resmin  
 Bir Fotografa  
 İkinin Şiiri    
 Konuğum Ol 
 Aşk da Yarın Yoktur  
 Aklım Ziyan 
 Vuslatsız Geceler    



 Avuçlarımda Bir Sevda 
 Dokunamamki
 Mesela    
 Suyun Sesi Kesildi   
 Sabaha Kadar   
 Nicedir Özlemişim  
 Adı Aşk Olsun  
 Mordoğanda  
 Elimde Değil   
 Yarın İzmire Yağmur    
 Bitti   
 Zaman    
 Canın Sağolsun   
 

 Çekil Üzerimden  
 Beni Unutma   
 Sevdalara Götür Beni   
 Gün Bitmeliydi Ardından   
 Ah Benim Saf Sevdalarım  
 Şimdilerde   
 Bilmezdim  
 Yemin Olsun 
Ben Gidince Gülüm  
 Günaydın 
 Zaman Gitme Zamanı     
 Yüzüne Sürgün    
 Sus Şiir Sus  
 Ayrılanlar İçin  



August, 2008

elif ba

  bismillah.gif

 ELİF"BA.!!   KUR'AN-I KERİM
 

                                                                                         
CİM SE TE BE ELİF
 
                                                                                         
RA ZEL DAL HI HA
  
                                                                                         
DAD SAD ŞIN SİN ZE
 
                                                                                         
FE ĞAYIN AYIN ZI TI
 
                                                                       
MİM LAM KEF GAF
                                                                                         
YE LAMELİF HE VAV NUN

bismillah.gif

kur,anı"kerim


 


2""VE,,,3. DERS

 

Harfleri uzatarak okumayınız.


Bu sayfada ayrıca Türkçede telaffuzu bulunmayan iki harfi görüyoruz.

Bu harfler  
                       

                   
 
                   
 
                   


Bu iki harf peltelk okunur. Yani dil ön dişlerin arasına alınarak telaffuz edilirler.
2. DERS      "

-
Üstün ve Peltelk Harfler -

    bismillah.gif
                                                                
 
                                                                
 
                                                                
 3. DERS
- Üstün ve Benzer Harfler (1) -

  ""4. DERS""  
- Üstün ve Benzer Harfler (2) -

                   
 
                   
 
                   
 
                   
 
                   
 
                   
 
                   
 
               

 

    5. DERS    - Esre -

ESRE


 

                               
 
                               
 
                               
 
                               
 

Kur'an harflerinde "Ü" telaffuzu yoktur. Ötrenin ince harflerdeki telaffuzu "Ü" ile "U" arasında bir sestir.
6. DERS- Ötre -      bismillah.gif



               
 
               
 
               
 
               
 
               
 
               
 
               
 
               

POST...POST...

 

elif ba kuran

 

 7. DERS- Harfi Med ve "Elif" -

                              

Harfi Med olan Elif ince harfleri ince "A" kalın harfleri kalın "A" sesiyle uzatır.



                               
 
                               
 
                               
 
                               
 
                               
 
                               
 
                               


  - Harfi Med Harfi "Ye"   -8. DERS

Kalın harfler uzatılırken -I- ile başlayıp -İ- olarak bitirilir. Okunuşlarına dikkat ediniz.

  bismillah.gif

                       
 
                       
 
                       
 
                       
 
                       
 
                       
 
                       

 bismillah.gif


9. DERS""Harfi Med Harfi "Vav" -
 
   
               
 
               
 
               
 
               
 
               
 
               
 
               

 


 


                                   
 
                                   
 
                                   
bismillah.gif 

 10. DERS
- Harfi Med -

Harfi Med kırmızı olarak yaılmıştır. Kendisinden önceki harfi uzatır.
Lütfen telaffuza dikkat ediniz.


June, 2008

muhammet

 
 

 

Alma Mazlumun Ahını / Çıkar Aheste ..

Aheste


Zulüm, keyfî hareket ile hukûkî sınırları çiğneyerek hak yeme; başkasının malına, şahsiyetine, canına kast etme; cezayı gerektirecek bir suç olmaksızın güçsüzlere kötülük ve eziyet etme gibi anlamlara gelir.
Hz. Adem'in çocuklarından Kâbil ile başlayan zulüm, tarih boyunca, insanların bulunduğu yerde görülegelmiştir. Kâbil, egosunu/enâniyetini tatmin için Hâbil'i öldürmeye kalkışırken, nefsi, yaptığı bu işi ona süslü göstermiştir (Mâide, 5/30). Gerçi o, yaptığına sonradan pişman olmuştur; ancak bu pişmanlık fayda vermeyecektir. O, zulüm ile bir insanı öldürme gibi geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. İlâhî emirleri ihmal eden kulların manevî sorumlulukları için Yüce Allah, her zaman tövbe kapısını açık bırakmaktadır. Ancak, kul hakkına tecavüzden doğan günâhlara tövbenin ilk şartı, hak sahibinden helâllik dilemektir. Aksi halde, katlanılması zor cezalar vardır.

Karanlığı ifâde eden, 'zulmet, zalâm, zulumât' kelimeleri ile 'zulm'ün; 'z.l.m' kökünden gelmesi, her iki mânâ arasında yakın bir münasebet olduğunu gösterir. 'İlâhî Nûr'dan uzak yaşamak, iç dünyanın kararmasına yol açar. İç dünyanın kararması da, zaman zaman zulüm ile dışarıda kendisini gösterir. Asr-ı Saâdet öncesi kız evlatlarını diri diri toprağa gömen insanların, iç dünyalarının İlâhî Nûr ile aydınlanmasından sonra bir karıncayı dahi ezmekten kaçınabilen şefkat kahramanları haline gelmelerinin sırrı, işte bu gerçekte gizlidir. Zulmedenlerin, dünya nimetlerinden başkalarını mahrum bırakmaya çalışmaları, içlerindeki karanlıktan kaynaklanmaktadır. Bunun için kalblerin aydınlanması gerekmektedir.

Hak ve hukuk sınırlarını çiğneyerek insana ve diğer canlılara saldıran zalim, mazluma zulmederken, aynı zamanda 'Hakk'a karşı gelmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de 247 defa geçen 'Hakk' kelimesi, Yüce Allah'ın zâtı ile Kur'ân-ı Kerim mânâlarına geldiği gibi; kul hakkı, adalet, doğruluk, hukukun tecellisi gibi mânâlara da gelmektedir. Hak kelimesinin her iki mânâyı da taşıdığına;

'Rabb'in nâmütenâhi adı var en başı Hakk
Mümin için en mühim vazife onu tutup kaldırmak'

beyti ile işaret eden Millî Şâirimiz Mehmed Akif, 'Esmâi Hüsnâ'nın başında 'Hakk' olduğunu belirtirken, toplumların huzur temînâtı olan hak ve adaletin, ancak gönüllere kutsal değerlerin yerleştirilmesiyle tecelli edeceğine işaret etmiştir. Zalim, güç yetirdiği insanlara zulm ederken, bir gün 'mutlak güç sahibi' Allah tarafından zulmünün karşılığını göreceğini hesaba katmaz. İlâhî Beyân'da Hz. Musa'nın; '... Gerçekten ben, hesap gününe inanmayan her büyüklük taslayan insandan, benim de sizin de Rabbi olan Allah'a sığınırım' diye duâ ettiği haber verilmektedir (Mü'min, 40/27). Âhirette, Allah'ın huzurunda kurulacak bir mahkemede, 'Zerre ağırlığında iyilik veya kötülüğün...' dahi karşılığının verileceği şeklindeki İlâhî İkâz'ın kalblere yerleşmesi, zulmü önleyici en güçlü iç dinamiktir. Âhiret, hesap, cennet, ceza.. gibi inanç mefhumları hakkında şüphesi olanlar için, 'Ya varsa!..' şeklindeki bir yaklaşım dahi çok şey ifâde eder..

Yüce Kudret Sahibi'nin, insanların istifâdesi için hazırladığı dünya nimetleri, herkese yetecek miktardadır. Huzur içinde bir dünyada yaşama yerine, başkalarına kötülük peşinde koşmak, mazlum kadar zalimi de perişan eder. Zalime ilk cezayı, kendi vicdanı verir. Zalim, zulmettiği insanı mutlu görmeyi denese, bundan kendisi de nasibini alacaktır. Yüce Allah, iyi ile kötüyü ayırt edebilmemiz için bizlere akıl nimeti vermiştir.

Mazlumun tesellî kaynakları
Zulme uğrayan insanın, hukûkî yollara müracaat etmesi ona ait bir haktır. Zulmedene fizikî müdahalede bulunmak doğru değildir. Aksi halde, önü alınmaz büyük problemlerin yolu açılabilir. Peygamber Efendimiz (sas), 'Zarara zararlâ karşılık vermek yoktur' (İbn Mâce, No: 2340 / Ahkâm, 17) kutsî sözleriyle, kişinin kendi kararıyla zalimi cezalandırmak yerine, hâkime müracaat etme hakkına sahip olduğunu belirtmişlerdir. Mazlumun hukûkî yollar dışında, zalime gereksiz müdahalede bulunması, kendisini haklı olduğu dâvâsında haksız duruma düşürebilir. Bu durumun, aileler veya toplumlararası çatışmalara yol açması ise; daha fecî bir hâdisedir. İslâm'ın temel esaslarından biri, toplum barışının korunmasıdır. Bunu bozacak 'fitne' hareketlerinden kaçınılması gerektiği konusunda Allah Resûlü (sas)'nun ikazları vardır.

Yukarıdaki ifadelerden, mazlum, uğradığı zulmü sinesine çekmeye kendisini mahkum etmelidir mânası çıkarılmamalıdır. Her şeyden önce mazlum, hak ve hukûkun bir gün tecellî edeceğine inanarak sabretmelidir. Mazlum, dünyada hakkını alamazsa dahi, âhirette, İlâhî Adalet terâzisi önünde zalimin ettiğini bulacağı konusunda Allah'ın va'dini hatırlamalıdır. İnsan zulme de uğrasa, hayatın devam ettiğini düşünmeli ve hayatın güzelliklerini görebilmelidir. Mazlum, yapılan zulmün kendisindeki tesirini sürekli kılacak bir tavır takındığı taktirde, önce psikolojik, sonra da, bunların yol açacağı fizyolojik rahatsızlıklara maruz kalacağını bilmelidir. Bu nevi sıkıntılardan kurtulmanın çaresi, hâdi-seleri sabır ve tevekkül ile karşılamaktır. Bu durumu İbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel ifade eder:

'Hakk şerleri hayr eyler,
Zann etme ki gayr eyler,
Ârif onu seyr eyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
Deme! Bu niçin böyle,
Yerincedir ol öyle,
Bak sonuna sabr eyle,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.'

Mazlum; çoğu zaman zalim karşısında güçsüz ve çaresiz kaldığını düşünür. Bu durumda 'Mutlak Güç Sahibi' Yüce Yaratıcı'ya sığınmak ve O'ndan yardım istemek zorunda kalır. Böyle bir inanç içerisinde yapılan duâ ile insan, sınırsız kudret sahibi olan Rabb'ine samimi bir şekilde bağlanmış olur. Bu hakikate kavuşmak, mazlum için büyük bir kazanç ve mutluluk değil midir?

Maruz kaldığı zulme pasif direnişle karşılık veren insan, âhiret hesabına büyük bir kazanç içerisinde olduğunu düşünmelidir. Maruz kaldığı zulmü devamlı hatırlayarak intikam alma düşüncesi içerisinde yaşaması, mazlum için, psikojik ve fizyonomik problemlerle karşı karşıya gelmek demektir. Bu tür düşüncelerden kurtulmak için mazlum; 'Kendisine zulmedene bedduâ eden, hakkını almış ve bedduâsı nispetinde zalimdeki hakkını kaybetmiş olur.' hakikatini ifâde eden Efendimiz (sas)'in, '...Senin rencide edilmen senin için mükâfat; ona da günah olsun.' (Suyûtî, No: 670) müjdeli kutsi sözü hatırlamalıdır. Esasen, mazlumun pasif direnişiyle zalimi, Sınırsız Güç Sahibi'ne havale etmesi çok şey ifade eder.

Atasözlerinden zalime dersler

- Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste.

- Zulm ile âbâd olanın sonu berbâd olur.

- Az kaz, uz kaz, (kuyuyu kendi) boyunca kaz.

- Elbette olur ev yıkanın hanesi virân.

- Ele attığın taş başını yarar.

- Ağlatan gülmez.

- Etme-bulma dünyası.

- Etme komşuna gelir başına.

- Çalma kapıyı, çalarlar kapını.

- Kazma kuyuyu kendin düşersin.

- Kötülük eden kötülük bulur.

- Mazlûmun âhı indirir şâhı.

- Üveye etme özünde bulursun, geline etme kızında bulursun.

- Zulüm eken isyan biçer.

- Kötülük eken pişmanlık biçer.

- Önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına.

- Tilki ne kadar çevik ise de, bir gün boğazı onu ele verir (Yurtbaşı, 8183).

Mikro âlemden, makro âleme kadar yaşanan intizam, ihtişam ve sanat; bunu tanzim ederek yaratan Sınırsız Kudret Sahibi'ni gösterir. Yüce Allah, bütün bu işleri bir plân, program ve takdir dahilinde yapmaktadır. O'nun kâinattaki programladığı işlerden biri de, zalimin cezasını bu dünyada görmesidir. Bu hakikat, atasözlerimizle de ifade edilmiştir. Yaşadığımız hayatın 'imtihan dünyası' olması, her zalimin bu dünyada ilahi ceza ile cezalandırılmasını gerekli kılmamaktadır. Çok defa zalimin, gururuyla; mazlumun da ezilmişliğiyle bu dünyadan geçip gitmesi, âhirette 'büyük bir hesap' olacağını ispat etmektedir. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak başkalarına kötülük yapmaktan kaçınmak, akıllıca bir davranış olacaktır. Bu konuda, 'Kendi düşene ağlanmaz' atasözü de hatırlanmalıdır. Günden güne ağaran saçlar ve direncini kaybeden vücutla insanın kabre doğru gidişi, düşündürücü olsa gerek.

Zulmün âkıbetini haber veren âyet ve hadîs-i şerifler
Zulüm, eninde sonunda zalimi de önüne katıp götürecek bir âfettir. O, hiçbir zaman uzun ömürlü olamaz. Bu hususa işaret eden Allah Resûlü (sas), 'Allah, zalime mühlet verir (hemen ceza vermez), bir de onu yakaladı mı, artık iflâh etmez (bir daha salıvermez.)' buyurmuştur. Hadîsin râvisi, Peygamber Efendimiz (sas)'in bu sözü söyledikten sonra, 'İşte Rabb'inin yakalaması böyledir. O zalim ahâliyi böyle yakalar. Zirâ O'nun yakalaması çok can yakıcı, çok şiddetlidir.' (Hûd, 11/102) âyetini okuduğunu nakleder. (Zebîdî, XI, 113-114.).

Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de zalimler için yaptığı ikazlardan bazıları:

'...yaptıkları zulmün günâhını yüklenenler ise perişan olmuşlardır.' (Tâhâ, 20/111)

'Sizden kim zulmederse ona büyük bir azâp tattırırız.' (Furkân, 25/19)

'... Zalimlerin yaptığından Allah'ın habersiz olduğunu sanma; O, sadece onları (yaptıklarının cezasını), gözlerin dehşetten donup kalacağı güne erteliyor.' (İbrahim, 13/24)

Yeryüzünde büyüklük taslayarak başkalarına tuzak kurup zulmedenlerin, er geç başlarına felâketler geleceğini haber veren Yüce Allah, Kur'ân'da; '...Kötü tuzak, ancak sahibinin başına dolanır....' (Fâtır, 22/43) buyurur. İbn Abbas bu âyeti, 'Kişi, kazdığı kuyuya kendi düşer.' şeklinde açıklamıştır.

Allah Resûlü (sas)'nun zalimin âkıbeti hakkında ifâde etmiş olduğu kutsî sözleri:

'Mazlûmun bedduâsından sakının! Zirâ mazlûm ile Allah arasında (duânın kabulüne) hiçbir perde yoktur.' (Zebîdî, V, 303-304.)

'Zulümden kaçının, zirâ zulüm, kıyâmet gününde zalimin karanlıklı bir azaba atılmasının sebebidir...' (Zebîdî, VII, 374).

'Yüce Allah: İzzetim ve celâlim hakkı için, sonunda zalimlerden mazlumun intikamını alırım. Bir mazlumun zulme uğradığını görüp, gücü yettiği halde ona yardım etmeyen katı yürekli kimseden de mazlumun intikamını alırım, buyurdu.' (Zebîdî, IV, 203)

'Bir kimse kardeşinin haysiyetine (nefsine), yahut malına haksız olarak taarruz etmiş ise; altın ve gümüş (gibi maddî şeylerin) olmayacağı kıyamet gününden evvel onunla helâlleşsin! Aksi halde yaptığı zulüm nispetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahiplerine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama yüklenir.' (Zebîdî, VII, 376).

Zulmün cezasız kalmayacağını ifade eden beyitler ve anekdotlar
Tarihimizde ahlâkî nasîhatler veren eserlerde, zulüm konusu ele alınırken zalimin bu dünyada ve âhirette karılaşacağı cezalara dair örnekler verilmiş, güzel vecîzeler ortaya konmuştur. Bu eserlerden biri olan Gülistan'da Sâdî, sık sık 'gönül ve âh dumanı'ndan bahsetmektedir. Bu deyim, mazlumun gönlünden çıkan 'Âh!!..' feryâtlarıdır. Sa'di şöyle der:


'Mazlumun gönül dumanının zalime ettiğini, kızgın ateş kuru otlara yapamaz.' (Sa'di, 54, 324)

Osmanlı döneminde ahlâk konusunda eser yazan mütefekkirlerden Süheylî de, insanların geçeceği yola eziyet verici diken koyanların, eninde sonunda bundan kendilerinin zarar göreceğini ve dikenlerin kendi ciğerlerine batacağını şu beyti ile ifâde eder:

'Her hârı cefâ kim dikersin yoluna halkın
Âhir ciğerin zahmına hançer olur ol hâr.' (Süheylî, II, 41)

XIII. yüzyıl Osmanlı devlet adamlarından defterdâr Sarı Mehmed Paşa, zulmedenlerin yaptıklarının kıyamet gününde kendileri için azap sebebi olacağını, hattâ zulümleri sebebiyle, ölüm anında can vermelerinin çok zor olacağını ifâde eder:

'Her ki zulmetti zîrdestine
Yarın ol zulm âna zulmet olur.
Ol zaman kim ecel boğazın ala
Âna can vermesi meşakkat olur.' (Mehmed Paşa, 92)

Tarihte güç ve kuvvetiyle meşhur Zâloğlu Rüstem geçmişten ibret almaları için zalimlere şöyle seslenir:

'Zaman, nice zalim insanlara ne yapmıştır? Ayaklarının altına bak da gör!...'

İslâm tasavvuf tarihinde önemli bir yere sâhip hanımlardan Rabiatü'l-Adeviyye, mazlumlara zalimden intikam alma düşüncesi taşımalarına lüzûm olmadığı tavsiyesinde bulunarak şöyle der:

'.... Yüce Allah, zalimi helâk edecektir. Buna inanmak, mazlumun zalime karşılık vermesinden daha etkilidir...'

Ziya Paşa, konuya daha farklı bir açıdan yaklaşarak, zalimlerin bir gün mutlaka mazlumdan özür dilemek zorunda kalacağını söyler:

'Sabret! Siteme, ister isen hüsn-i mükâfât
Fikr eyle ne zulm eylediler Yûsuf'a ihvân
Zâlimlere bir gün dedirtir Kudret-i Mevlâ
Tallâhi lekad âsereke'llâhü aleynâ.' (Ziya Paşa, 110)

(Eğer güzel bir mükâfat istiyorsan, zulme sabret. Düşün ki, Hz. Yusuf'a ne kadar zulm ettiler. Allah'ın kudreti bir gün zalimlere, Hz. Yusuf'un kardeşlerinin dediği gibi, 'Şüphesiz ki, Allah seni seçkin bir insan halinde bize üstün kıldı.' (Yusuf Sûresi, 12/91) dedirtir.)

Allah Resûlü (sas)'ne yıllarca zulm edenler, Mekke Fethi'nde aynı sözleri söyleyerek af edilmelerini istemişlerdi. Allah Resûlü (sas) de incelikle onları af ettiğini ilân etmişti.

Mahmud Celâleddin Paşa, zalimin bir gün hukûk karşısında cezalandırılacağını belirttikten sonra, mazlumun göz yaşlarının kimsenin yanına kalmayacağını ve zulm edenin mutlaka karşılığını bulacağını şöyle ifâde eder:

'Kalmaz yanına nâle-i mazlûm aslâ
...

Ettim buldum cihânıdır heft âbâ!'

Hak arayan için mutlaka adaletin tecelli edeceğinin ve zulmün çok uzun ömürlü olmayacağının sabit bir hakikat olduğunu belirten şair de şöyle der:

'Elbette bulur hakkını bir gün hak cû
Boş sanma ki meydânı, hakîkattir bu.' (A. İ. Öbek, 170)

Allah Resûlü (sas)'nün tarihî zulümlere son verdiğini bir daha hatırlayalım

Tarih boyunca insanlar, zulümden uzak bir hayat yaşamayı arzulamışlardır. İnsanlığın özlediği böyle bir huzur dünyası, ancak Kur'ân terbiyesiyle yetişen toplumlarda görülebilmiştir. Bunun en canlı örneği, Saadet Asrı'nda gerçekleşmiştir. İslâm ile şereflenmesinden önce öz kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar zulüm işleyen insanlar, Kur'ân terbiyesini aldıktan sonra, yerdeki karıncayı dahi ezmekten çekinir hâle gelmişlerdi. Bu konuyu tablolaştıran Millî Şairimiz Mehmed Âkif:

'Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!'

ifâdeleriyle, o dönemde hüküm süren zulmü tasvir ettikten sonra;
'Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o mâsum,
Bir hamlede Kayserler'i, Kisrâlar'ı serdi!
Aczin ki ezilmekti bütün hakkı, verildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!'
mısraları ile, câhiliye toplumunun damarlarına kadar yerleşmiş olan zulüm ve ahlâksızlığın, Peygamberimiz (sas)'in getirdiği hidayet nuruyla ortadan kalktığını ifâde eder.

Millî Şairimiz, güzel hasletleri topluma yerleştiren, kötü huy ve zulmü ortadan kaldıran Mazlum Nebi'ye karşı duygularını, teşekkürlerini şöyle takdim eder:

Medyundur O Mâsum'a bütün bir beşeriyet
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

'Amin!' diyoruz.

Not: (*) Kur'ânı Kerim'de "Hakk" kelimesinin "Allah" anlamında kullanıldığına dâir şu sûre ve âyetlerine bakınız, 6/62; 10/30; 18/44; 20/114; 22/6; 23/71; 31/30; 48/28; 61/9.

May, 2008

elif


  
Elif olmak zordur
Çünkü elif olmak
Yuvarlak bir dünyada dik durmanın
Dik ve önde
Belki acıyla
Ama vazgeçmeden durmanın
Dünya ne kadar dönerse dönsün
Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak
Kaç silah varsa elife çevrilir
Elif hep olduğu yerdedir
Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir
Zordur elif olmak
Elif olmak hep vurulmaktır
Elif olmak yalnızca elif olmaktır
Ne B, ne T, ne S
Elif
Yalnızca elif
Elif demeden hiçbir şey denilemez
Ben elif dedim
Artık her şeyi söyleyebilirim...
Image

İki elif miktarı uzat acılarımı,

Ne gelirse senden boynum kıldan ince,

Madem ki seni sevmek, çile çekmek,

Seni sevdiğimin kanıtı olsun; dağlanmış bir yürek.



Elifle başlamadıysam hiç bir sözümü 'be'ye geçirme,

Bütün hayatım senin aşkınla dolsun,

Madem ki seni bulmak, kendini kaybetmek,

Kaybolduğumun kanıtı olsun; ölü şehirlere göçmek.



Elif, Lam, Ra... Olsun tüm sırlarım ifşa,

Gönlüm yalnız senin sevdanı saklasın,

Madem ki seni bilmek adını sayıklamak,

Adına kurban olduğumun kanıtı olsun; her gece ağlamak.



Elif, Lam, Mim...